Röportaj - Bedri Baykam Yazdır E-mail
Yazar Rana Solaker   
Persembe, 11 Ocak 2007
Sample Image

Modayı sanatın diğer formlarıyla birleştirmeyi hedefleyen NYC 2 IST’in bu haftaki online sohbet konuğu Türk resim sanatının en önde gelen isimlerinden Bedri Baykam oldu.


Çocukluk yıllarınıza geri dönelim...Yaşıtlarınızdan farklı bir çocuk olduğunuzun bilincine ne zaman vardınız?
Ben hem kendimi bildim bileli herkesten farklı bir çocuktum, hem de kendimi hep her çocukla eşit gördüm. Birinci fark Dr. Suphi Baykam’ın oğlu olmaktı. “Olağanüstü olaylar” ın yaşandığı bir evde büyüdüm. Babam en aktif vekillerden biriydi ve 27 Mayıs 1960 devrimi ben 2-3 yaşındayken bizim evde planlanıyordu. Babam olağanüstü bir kişilikti. Yaşarken de bir efsaneydi. Resim olayına gelince, kendimi bildim bileli resim yapıyorum ve kendimi  hatırladığımdan beri çok önemli insanlar hep benim resimlerimle ilgilenirdi. 6 yaşından itibaren uluslararası sergiler açmaya başladım. Bern, Zurich, New York, Washington, Paris, Londra, Roma, Stockholm, Munich, Frankfurt, her gittiğim yerde medyatik kasırgalar yaşandı, dünyanın gelmiş geçmiş en meşhur “Harika Çocuk” u oldum herhalde (Tabii kendi döneminde medya olmayan Mozart’ı saymazsak). Yani şöhret 6 yaşında geldiği için  ben bunu hep böyle kabul ettim ve hiçbir zaman sarhoş olmadım ünümle, çünkü çok erken geldi.

Sanata yönelmenizde aile ortamınızın ne gibi etkileri oldu?
Aile ortamımın tabii ki katkıları oldu. Başta mimar-mühendis annem, kendisi ve teyzelerim, resimlerimin çocuk resmine benzemediğini ilk onlar fark ettiler. Keza babam, en başından itibaren tüm menajerliğimi üstlendi. O kadar dolu bir insan olmasına, Türkiye’ye o yıllarda yön veren 8-10 kişi arasında bulunmasına karşın, hep benim uluslararası sergilerim ve basın ilişkilerime emek harcadı. Ayrıca büyük manevi desteği oldu, benimle hep arkadaş kalmayı bildi. Ailem tam bir 2. kuşak aydın Cumhuriyet ailesi ortamıydı. Türkiye’nin modernizm projesinin belki de gelişi kaçınılmaz ürünüydüm diyebilirim herhalde. Bu cümleyi ilk defa kullandım.

Amerika ve Türkiye’deki sanat ortamını karşılaştırabilir misiniz?
Buradan aya kadar farklı ortamlar. Türk sanat ortamı çok gelişti son 25 yılda yaptığımız çabalar büyük sonuçlar verdi, ama ABD ile kıyasladığımızda embriyo bile sayılmayız, daha “sperm”den söz edebiliriz ancak. Yalnız dikkat edin bunu üretilen sanatın değeri, içeriği ve kalitesi olarak söylüyorum. İş hacmi, bütçe, galeri ve koleksiyoner sayısını baz alarak söylüyorum. Amerika’da, sanat en büyük şirketler için bile büyük bir yatırım ve heyecan kaynağı. Türkiye’de ise olsa olsa ucuza  “pr” elde etmek için yaptıkları bir yan aktivite. Olayın öneminin bilincinde değiller. Ayrıca Türkiye’deki koleksiyonerlerin çoğu, yüzde yetmişi, henüz klasik ve  empresiyonist resim barajını geçip, bırakın çağdaş resmi, daha modernizme bile gelememişler. Tutuculuk ve cehalet kol kola, müzayedelerde traji komedilere beraber imza atıp, 200.000 dolara çiçek-karpuz empresyonizm taklidi resimlere paralar ödüyorlar. Acı ve biberli durumlar. Devlet derseniz, burada sanat ortamında izleri bile yok. Çağdaş Müzeleri yok, koleksiyonları yok. This is no man’s land and we are in the middle of nowhere. Sanatçılarımız ne kadar güçlüyse, altyapımız o kadar zayıf. Biz bu zorluklara rağmen hala bu kariyerleri yapabiliyorsak, artık batılı sanatçılarla kıyaslamamızı size bırakıyorum. Özellikle, sanat tarihini karşı çok tarihi bir çıkış yaptım, 1984’de SFMMA’da çarpıcı bir manifestom yayınlandı. Tüm bu öncü çalışmalarım daha sonra “Monkeys’ Right to Paint” kitabında somutlaştı. Onu ABD’deki Türklerin muhakkak okuması lazım. tüm kitap ve yayınlarıma www.bedribaykam.com adresinden ulaşılabilir.

Amerika döneminizde tanıştığınız ünlü isimler arasında kimler var? Bu isimlerle ilgili ilginç bir anınızı dergimiz okurlarıyla paylaşır mısınız?
ABD hayatımı, iki ciltlik otobiyografimde detaylı olarak yazdım. “Sonsuz Okyanus” 1980-1987 arası, California merkezli hayatımı anlatıyor. Ünlü, ünsüz sayısız insanla tanıştım. Liza Minelli, Neil Sedaka, Ahmet Ertegün, Leo Castelli, Roy Lichtenstein gibi sanat dünyasının ünlüleri ile tanıştım. Neil Sadaka, New York’ta galerimden içeri girip, “Yük” isimli resmime bakıp, “işte bu annem, bu ablam, bu da sırtında yükü taşıyan benim” diye galericim Toby’nin başını şişirmeye başlayıp, resmi almış. Ardından San Francisco’ya, orada Wirtz Gallery’deki açılışıma uçup, oradan da çok güzel metafizik serimden bir resim aldı. Kayserili bir aile geçmişi vardı ve Türklerde çok etkileniyordu. Dünyanın en efsanevi galericisi, birkaç yıl önce ölen Leo Castelli de, yakın dostumdu. Yanına çat kapı gidebilen ender insanlardandım.

Türk resim sanatının şu anki konumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türk resim sanatı dediğim gibi son 20-25 yılda çok gelişti, 12 Eylül sonrası galeriler, genç koleksiyoncular, hepsi tam bir “effervesans” halinde. Bilinç, bilgi, sanat tarihi derinliği belki birçok kişiye yavaş yavaş arkadan eklenecek, ama doğru yolda giden bir şeyler var. Türkiye sanatta yükselen bir ülke kesinlikle.

Sizce gençler sanata yeterince ilgi gösteriyorlar mı?
Gençler tabii ki sanata yeterince ilgi göstermiyorlar. Bunun da bir nedeni medya. Ne yazık ki medya onları hep içi boş kişi ve olaylara, sabun köpüğüne doğru yönlendiriyor. Üzücü bir şey. tabii kendi genel zaafları da var burada. mesela sürekli olarak hızlı, zengin olmayı ve lüks markaları düşünüyorlar. “It’s pathetic” diye bir deyim var, buna uyan. bunu da medya teşvik ediyor çoğunlukla… Sanatı keşfetmeye aç değiller, okuldan kaynaklanan genel kültür zaafları da bunun bir diğer nedeni.

Çeşitli ülkelerde sergiler açtınız, sizi en çok heyecanlandıran serginiz hangisiydi?
Beni 100’e yakın kişisel sergim arasında heyecanlandıran çok sergi oldu. 1983’te New York’da Art Expo’da açtığım sergi, yetişkin hayatımda yurtdışında açtığım ilk sergiydi. zor bir organizasyondu, kalabalık bir fuarda. Çok heyecanlıydım. Kalabalıktı, resimler çok ilgi gördü. Andy Warhol’la orada tanıştım. 1999’da Küba’da Devrim Müzesi’nde açtığım sergi de çok etkileyiciydi. Che’nin en yakın arkadaşları ve kızı geldiler. Hatta Güney Amerika motosiklet turunu attığı en yakın arkadaşı Alberto Granado da geldi. Küba’nın iki televizyonu da uzun röportajlar yayınladılar. resimlerde Atatürk ve Deniz Gezmiş imgeleri de vardı, “68 kuşağı” sergisini yeni açmıştım 1,5 yıl önce Türkiye’de. Aynı yıl, 1999’da, iki yaşından beri o güne kadar yaptığım resimlerden oluşan retrospektif sergimi açtım. Hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti.

Yaratırken sessizliği mi yoksa müzik dinlemeyi mi tercih edersiniz? Cevabınız müzikten yana ise genelde ne tip parçalar dinlersiniz?
Sessizliği istemem. Ya “The Doors, Pink Floyd, Depeche Mode, Michael Masley” gibi müzikler dinlerim ya da televizyon açık olur. Amerika’da geçirdiğim yıllarda ise TV yerini radyo istasyonlarına bırakırdı. İnanılmaz bir şey bu söyleyeceğim ama Amerika’da yedi yılda hiç televizyonum olmadı, 1980-1987 arasında. İşin en ilginç noktası, bunun farkındalılığını Amerika’dan döndükten belki 15 yıl sonra ilk defa üzerine düşünüp “derin” bir şekilde fark ettim.

En sevdiğiniz artık hayatta olmayan ressam ve en sevdiğiniz yaşayan ressam kim?
Hayatta olmayan: Picasso, Jackson Pollock, Picabia. Yaşayan ressam: Tapies, Schnabel, Sigmar Polke.

İstanbul’da bulunmaktan hoşlandığınız mekanlar ve semtler arasında hangileri var?
Bebek, Beyoğlu, Kadıköy(Fenerbahçe!!!)

Tipik bir gününüz nasıl geçer?
Tipik bir günüm yoktur. Her günüm birbirinden farklıdır. İş randevuları, konferanslar, TV ve basın röportajları, yazışmalar, asistanlarımla çalışma(office work) kitap karıştırma, mecburi bazı davetlere eşimle gitme, sevdiğim bir kahvede kitap okuma veya makale yazma, halı sahada futbol oynama, televizyon seyretme, tenis oynama, sokakta bazı bana düşen “errands”lar yapma ve artık yeni sanat merkezim Piramid’de geçirilen saatler… Bunlar arasından Türkiye’de isem, o gün şansıma ne çıkarsa.

Piramid Sanat Merkezi’nin kuruluş aşamalarını bizlerle paylaşır mısınız?
Mayıs 2006’da, yedi yıl süren bir uzun legal süreçten sonra, 16 yıldır atölyemin bulunduğu “Manastır” atölyemden, İstanbul Sanat Merkezi’ndeki binadan, binadaki tüm diğer sanatçılarla beraber tahliye edildim. Biraz umutsuz şekilde yeni bir yer arıyordum. 1-2 aylık yeni bir yer bulma süresi verilmişti bize. Feridiye Caddesi’ndeki yeri bir arkadaşımın tavsiyesi ile buldum ve hemen tuttum. Binayı ilk gezdiğimde kafamda oluşan fikri adım adım hayata geçirdim. alt kat kitabevi, cafe ve çalışma atölyeleri, bodrum 2 kat, resim ve kitap depoları, 1.kat galeri, 2. ve 3. katlar benim kendi özel alanım, özel galerim ve çalışma atölyem. Bu rüya gerçek oldu, ama 4 ay boyunca gece-gündüz çalıştım. Şimdi artık İstanbul yeni bir sanat merkezi kazandı. Hiç ortağım veya ana sponsorum yok. Her zaman yaptığım gibi, tüm kazancımı sanat yatırdım yine.

     Adres: Feridiye Cad 23-25 Taksim, İstanbul, Türkiye
          Web Sitesi: www.piramidsanat.com
          E-mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
          Tel: Zeynep Divanoğlu
          +90 212 297 31 20/15

UNESCO’ya bağlı olarak çalışan Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’ne başkan olarak seçildiniz. Bu konu hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin Türkiye Ulusal Komitesi Başkanlığı’na seçildim. Zaten 1989’da derneğin  kuruluşundaki sekiz kurucu üyeden biriydim. 2001’de ayrıca Başkan yardımcılığı yapmıştım. Bu yıl derneğin son yıllarda biraz pasif kaldığını düşünüp kolları sıvadım, ekibimi kurdum ve aday oldum. Arkadaşlarla beraber güzel hedeflerimiz var. Umarım diğer sanatçıların da desteğiyle bunları, güzel açılımlarla başaracağız.

Bir yandan yeni açılan sanat merkeziniz, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin başkanlığı, öte yandan yazarlığınız, yaptığınız resimler, enstalasyonlar...Ki bu saydıklarımız yaptıklarınızın sadece ufak bir bölümünü içeriyor. Oldukça yoğun bir tempoda yaşayan ve sürekli üreten bir kişisiniz.Bu yoğunluk içerisinde kendinize nasıl zaman ayırabiliyorsunuz?
Evet, hastalıklı derecede doluyum, kabul. Arada futbol maçları, oğlumla geçirdiğim zamanlar, bir sinema kaçamağı, bir bilardo maçı, bir kaçamak Bebek kahvesi… Ya da ıssız bir plajda denizi seyretme.

Yakın zamanda gerçekleştireceğiniz projelere dair bilgi verebilir misiniz?
Çıkacak iki kitabım var. Biri çevirip yayınladığım bir kitap, diğeri siyasi bir çalışma. Biraz sabredin. Bir de büyük bir uluslararası Çağdaş sergi hazırlıyorum. Siyasi gündemimiz ise 2007’de çok dolu. Malum durumlar… En kritik yılı yaşıyoruz.

NYC 2 IST okuyucularına internet sayesinde ulaşan bir dergi. Sizin internetle aranız nasıl?
Bakın çok ilginç. Şu anda full bir internet yaşamım var. Üç web Sitem (www.piramidsanat.com, www.yurtseverhareket.org ve tabii www.bedribaykam.com) ve sürekli günde en az iki kere bakıp cevapladığım mailler… Bu olayların bir kısmı çok yeni. Çünkü bir yıl öncesine kadar yalnız asistanlarımla bunları yapardım, çünkü bilgisayardan nefret ederdim. Artık buzları erittim ve lap-top’um çok değerli benim için. Sanal dünyaya çok önem veriyorum.

Sırada Marcel Proust’un anketinden yola çıkarak hazırladığımız sorular var.
Sık sık kullandığınız biz sözcük var mı? Varsa nedir?
“Aya gidilen bir dönemde Türkler de bunu yapabilir herhalde”
En büyük lüksünüz nedir?
Oğlum ve eşimle kucak kucağa uyumak, Suphi’yle futbol veya tenis oynamak, sohbet etmek…
Şu anki ruh haliniz nasıl?
Bugünkü iş tempomla mı? Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Gecenin saat 2.30’unda bunları size yazıyorum. Yarın (bugün) Pazar sabah 08.00’de futbol oynuyorum. Yine dört saat uykuyla!
Karakterinizin en belirgin özelliği nedir?
Çalışma hırsı, yılmama, kendine ve ideallerine inanma, her bir noktaya vardığımda, anında yeni bir hedefe yönelip, bir önceki durakta vakit kaybetmeme
En sevdiğiniz yazarlar kim?
Jean Paul Sartre, Erje Ayden, Bukowski, Nedim Gürsel, Selçuk Altun.

Bedri Baykam’a müthiş yoğun temposuna rağmen bizlere vakit ayırdığı için bir kez daha teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Başka bir online sohbette görüşmek üzere
New York’tan sevgilerle
Rana Solaker

 Bu röportajın tüm hakları NYC 2 IST e aittir, izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


 

 
< Önceki   Sonraki >

yorumlar

Henüz yorum eklenmedi - İlk yorumu siz yapabilirsiniz...


Sayfa 1 de 0 ( 0 yorumlar )
©2006 MosCom

Yorum eklemek için üye olmalısınız. Üye iseniz lütfen giriş yapın