Uzakdoğu İncileri Bölüm 1 Yazdır E-mail
Yazar Özüm Kasapoğlu   
Pazartesi, 08 Ekim 2007
Sample Image

 

1. Gün 

Singapur Havayolları ile öğlen 13:30’da İstanbul Atatürk Havalimanın’dan kalkan uçağımız yaklaşık 4,5 saat sonra Dubai’ye vardı. 1 saat sonra aktarma yapıp Singapur’a doğru 7 saatlik bir yolculuğa doğru kanatlandık. Singapur ise son aktarmamızdı ve nihayet 2 saat sonra Bangkok’a varabildik. Sabah 07:30’da Bangkok’daydık. Sıcak hava ve yoğun nem havanın kapalı olmasına rağmen yüzümüze vuruyordu. Uçaktan inişe geçerken hepimiz camlara yapışıp bu eşsiz doğa harikasını seyre  dalmıştık. Havalimanının içine de taşınan bu yeşillik son günlerde yaşadığımız kuraklığa inat gibi karşımızda duruyordu.

Karsilama
Karsilama
Havalimanındaki uzun bir pasaport kontrol kuyruğunun ardından bizi bekleyen rehberimiz ve şirin minibüsümüze doğru yol aldık. Geleneksel kıyafetler içinde çok güzel bir Taylandlı genç kız boynumuza orkideler takmak için bizi minibüsümüz önünde bekliyordu.  O kadar yorgunluğun üzerine bu tatlı sürpriz gerçekten çok güzel gelmişti.

Ozum Kasapoglu
Ozum Kasapoglu
Rehberimiz orada yaşayan bir Türk’tü,aynı zamanda bir de yerel rehber vardı. Bireysel bir turla gitmemize rağmen bu organizasyon gerçekten çok etkileyiciydi. Rehberimiz otele yerleşmemiz ve biraz dinlenmemiz için bize 1 saat kadar bir zaman verdi ve ardından şehir turuna çıktık. Görülecek yerler arasında Yatan Buda Tapınağı,Çin mahallesi,Çin Tapınağı,dünyaca ünlü GEMS Mücevher Fabrikası ve Kanal Turu vardı. İlk Durağımız Çin mahallesiydi ve Çin Tapınağı’ydı. Kendilerine ait mini bir Çin yaratmışlar Tayland’ın içinde. Çin Tapınağındaki Buda Taylandlı’ların inandığı Buda ile aynı aslında,  tek farkı tapınağın mimarisi. Tapınağa ayakkabılarınızı çıkarıp giriyorsunuz.

Yatan Budha
Yatan Budha
Gelelim Yatan Buda Tapınağı’na. . . Dünyadaki en büyük Buda heykeli Yatan Buda Tapınağı’nda yer alıyor ve tamamı altından oluşuyor. İbadet alanının temizliği ve sanki dün yapılmışçasına dimdik yıpranmadan duruşu bu insanlara saygımı kat kat arttırdı açıkçası. Tapınağın çevresi minik kaselerle çevrili ve Buda’nın etrafını dolaşırken içine insanlar sırayla küçük paralar atıyorlar. Asıl ilginç olan her kasenin farklı bir notada ses çıkarması. Akustiğin de etkisiyle tapınağı gezerken adeta arkanızda bir orkestra size eşlik ediyormuş gibi oluyor.

Bu muhteşem tapınağın ardından bizi dünyaca ünlü GEMS mücevher fabrikasına ve satış ofisine götürdüler. Burada binlerce çeşit mücevheri ve özellikle incileri çok daha uygun fiyatına bulabiliyorsunuz. Ayrıca incilerin daha önce hiç görmediğiniz çeşitleri ve renkleri de burada yer alıyor. Örneğin bir inci yüzüğün fiyatı aşağı yukarı 1000 ile 2000 baht arası değişiyor. 100 Bahtın yaklaşık olarak 3,3 ytl olduğunu düşünürseniz fiyatların ucuzluğunu çok rahat görebilirsiniz. Bu arada dünyaca geçerli GEMS garanti sertifikasını da aldığınız her ürünle birlikte size veriyorlar. Bu da güvenilirliği daha da çok arttırıyor tabi.

Kanal
Kanal
Bangkok’a gelip de Kanal Turu’na çıkmamak olmaz. Çünkü kanal size gerçek Tayland’ı sunuyor. Zenginlikle fakirliğin yan yana huzur içinde yaşaması,insanların nasıl bir inanç sistemine sahip olduklarını anlamamıza yardımcı oluyor adeta. Eski tarzda,minik Viking gemilerini andıran motorlara binip kanal turuna başlıyoruz. Su o kadar pis bir görünüme sahip ki…Bulanık,kahverengi…Ama çöp yok. Biraz da yağmurlu bir havaya denk gelmemizin şerefine motorda ıslana ıslana ilerliyoruz. Elimizde fotoğraf makineleri ne tarafa bakacağımızı şaşırmış vaziyetteyiz. Çünkü kanalın her iki tarafı da inanılmaz yapılarla dolu olduğu gibi bunun yanı sıra tahtadan,dökülecek gibi duran evlerle de dolu.

Yuzen Carsiya Giderken
Yuzen Carsiya Giderken
Rehberimiz bize buradaki halkın yaşantısından bahsediyor. Bangkok’un fakir halkı,özellikle kanalda yaşayanlar,banyoları hariç tüm su ihtiyaçlarını bu kanalın bulanık suyundan gideriyorlarmış. Her şeye rağmen o kadar mutlu ve huzurlular ki…Çünkü yine Budizm inancına göre reankarnasyon mevcut olduğu için,şu anki hayatta zengin olarak yaşayan insanların bir önceki hayatlarında iyi bir insan olduklarına ve Budha’nın onlara bir dahaki hayatlarında zenginliği ödül olarak verdiğine inanıyorlar. Bu sebeple Taylandlı bir fakir insan,  eğer ben de iyi bir insan olursam bir dahaki hayatımda ben de zengin olurum diyor ve zenginlerin malına göz dikmiyor,aynı şekilde zenginler de fakirleri hor görmüyor. 

Grand Palace
Grand Palace
Kanalın belki de en muhteşem görüntüsü Grand Palace yani Kralın Sarayı’nın koskocaman alanı kaplayan görüntüsü. Bu inanılmaz mimariye uzaktan bile aşık olmuştuk. Siz siz olun Bangkok’a giderseniz burayı gezmeden dönmeyin. Çünkü oradaki Türk rehberlerin çoğu kaçak yaşadığı için oraya giremiyorlar ve sizi de götürmek istemiyorlar,bildiğin tapınak,taş duvar deyip geçiştirmeye çalışıyorlar. Sakın dinlemeyin ısrar edin,ekstra para istiyorlar 20€ civarı bir şey kadar,hiç çekinmeyin verin. Çünkü size yerel bir rehber tutup sizi ancak öyle içeri sokabiliyorlar. Grand Palace’ı son gün ziyaret edebildiğimiz için onu daha sonra detaylarıyla anlatacağım. Şimdi kanal turuna devam edelim.

Kanalın sonunda motorlar duruyor ve rehber size birer paket ekmek veriyor ve size onu kanala atmanızı söylüyor. Atıyorsunuz ve bir anda yüzlerce kedi balığı etrafınızı sarıp attığınız bir parça ekmeğe ulaşmak için kendini yırtıyor. İnanamadık çünkü biz kanalda giderken bir tane bile balık kafasını çıkartıp da bakmamıştı bile :) Sanki suyun kahverengi olması bu balıklar yüzündendi,sanki sudan çok balık vardı :) Bunlar Tayland’ın geleneksel kedi balıklarıymış. Elinizle balıkları beslemek gerçekten çok hoş oluyor. Denemelisiniz…

Yuzen Carsi
Yuzen Carsi
Kanalın sonunda artık uykusuzluk ve yorgunluk iyice hissedilir bir hal almıştı ve rehberin ağzından çıkan ‘masaj’ sözcüğü hepimizin gözünü açmıştı. Tabi ki geleneksel Thai Masajından söz ediyorum. Bizi inanılmaz otantik ve şık bir masaj salonuna götürdüler. Önce rahatlamamız için yeşil çay ikram edildi. Daha sonra paralarımızı ödedik ve bize verilen masözlerle yukarıya o muhteşem dinlendirici odacıklara çıktık. Taşların arasından akan sular,kısık ışıklar ve her yerde mentol ve aroma kokuları zaten sizi kendinizden geçiriyor. Masözünüz geliyor ve size beyaz iki parçadan oluşan şile bezi gibi bir kumaştan yapılmış özel masaj giysinizi getirerek sizi giydiriyor. Bu masajın bir  özelliği de çıplak yapılmaması. Ardından ışıklar kapatılıyor ve tam anlamıyla parmak uçlarınızdan saç tellerinize kadar her sinir hücrenize her ekleminize uzanan tam 2 saatlik bir masaj seansı başlıyor. Masajın bir yerinden sonra herkes uyuyormuş zaten. Masaj sonrasında daha 2 gün uyumadan gezebilirmişçesine enerjik hissettim kendimi. Hayatımda hiçbir zaman her kemiğimin bu kadar iyi ve rahat olduğunu hissetmemiştim. Güler yüzleri hiç eksik olmayan bu insanlarla da hatıra fotoğrafımızı çektirdikten sonra artık akşam yemeğine doğru yola çıktık.

Tak-Tuk
Tak-Tuk
Şimdiki durağımız ise Sea Food Restaurant’tı. Dünyaca ünlü bu restoranın sloganı ise ‘If it swims,we have it. ’Yani eğer yüzüyorsa bizde vardır. Bu iddiaları hiç de boş değil,gittim gördüm ve hayatımda daha önce bilmediğim binlerce balık türü ve deniz canlısını orada gördüm. Restoranın diğer özelliği ise aynı zamanda bir süpermarket oluşu. Önce alışveriş sepetlerinizi alıyorsunuz ve gidip marketten balıklarınızı veya ne yemek istiyorsanız onları alıyorsunuz,hatta meyvenizi ve salata istiyorsanız salatalık malzemelerinizi bile siz alıyorsunuz. Sonra kasaya gidip ödemenizi yapıyorsunuz. Daha sonra başınıza garsonlar geliyor,neyi nasıl yemek istediğinizi söylüyorsunuz,örneğin salataya Turkish salad derseniz anlıyorlar. Balıklar ızgara mı olacak yağda mı pişecek yoksa haşlanacak mı hepsini söylemek zorundasınız. Çünkü pişirme parası ayrı alınıyor ve nasıl pişirilecekse fiyat da ona göre değişiyor. Pişirme parasını da ödedikten sonra dilerseniz şarap mahzeninden içkinizi seçebiliyorsunuz. Tayland gibi ucuz bir ülkede belki de ödeyebileceğiniz en pahalı ve abartı rakamları bu restoranda ödersiniz. Ama gitmeye değer mi evet gidilmeli çünkü ortamı çok hoş. Balıkların tadı içinse küçük bir not düşmek istiyorum,hiçbir şekilde tatları yok. Istakozu ise kaşar peynirli başamel soslu fırında pişirip getiriyorlar ve o gerçekten oldukça leziz oluyor. 

Artık otele gitme vakti geldi herhalde diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Sea Food Restaurant’ın hemen yakınındaki yine çok ünlü gece pazarlarından biri olan Pat-Pong gece pazarına uğramadan olmaz. Burada hem geleneksel  ve ilginç bir çok kıyafet,çanta,ayakkabı,ev eşyası,elektronik eşya bulabileceğiniz gibi ayrıca imitasyon ve sahte marka ürünler de inanılmaz fazla bir şekilde satılıyor. Tabi ki fiyatlar çok çok ucuz. Örneğin çok çık geleneksel bir gece lambasını 150 Bahta,şık ve değişik bir çantayı 200 Bahta alabilirsiniz. Ama tabi ki asıl söylenmesi gereken şey şu ki Tayland’da her şey pazarlık usulu. İlk başta belki olabilir diye bir rakam söylüyorlar ve siz en az onun söylediği rakamın 5’te 1’ine alabiliyorsunuz. Başıma gelen bir olaydan örnek vermek gerekirse bir şalı 1840 Bahta satıyordu ben pazarlıkla 200 Bahta aldım. ’Discount’ sözcüğü oradaki şifreniz oluveriyor adeta. Gitmeden önce de bir yerde okumuştum,dünyada Chanel’in tek pazarlık usulu çalıştığı yer Tayland’mış,gözle görülmüş ve denenmiştir ve doğrudur :)

Alışverişimizi de yaptıktan sonra artık göz kapaklarımız bizi uyarıyordu. Otele gitmeli ve uyumalıydık. İlk günümüz böyle dolu dolu ve muhteşem geçti. Otelimizin konforlu yataklarına kavuştuk ve o sırada Türkiye’de sabah olmaktaydı….


 
< Önceki

yorumlar

Henüz yorum eklenmedi - İlk yorumu siz yapabilirsiniz...


Sayfa 1 de 0 ( 0 yorumlar )
©2006 MosCom

Yorum eklemek için üye olmalısınız. Üye iseniz lütfen giriş yapın