|
Bu haftaki online sohbetimizi Türk sanatının önde gelen isimlerinden Ender Güzey ile yaptık.
Çocukluğunuzun sanatçı olmanız üzerinde ne gibi etkileri oldu? Cocukluğum çok şanslı ve özel bir ortamda, İstanbul Galip Dede Mevlevihanesinde, bügünkü Divan Edebiyatı Müzesinde geçti. O büyülü ve mistik atmosferin sanatımı bugüne kadar etkilediğine inanıyorum. Çocukluk dönemimde yaratıcılığım hiç kısıtlanmadı, bilakis ailem tarafından ciddi bir şekilde teşvik edildi. Bu tutum ve destek sanatcı kimliğimin temelini oluşturdu. Resim öğreniminizi Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde, savaş sonrası Almanya’nın en önemli sürrealist sanatçılarından biri olan Prof. Mac Zimmermann’nın atölyesinde gördünüz. Bize biraz o günlerden bahseder misiniz? Lise eğitiminin disiplini ardından Akademik bir hürriyete kavuşmak beni açıkçası çok ferahlatmıştı. Özellikle Münih Akademisi yüzyılların vermiş olduğu temelin ciddiyetini koruyan bu kurum Türkiye’de alışılagelmiş yüksek eğitim anlayışının çok dışında bir tutum içinde eğitim veriyordu. Ancak 1969 senesinin ruhu Münih Akademisi’ni de ve dönemin sanat anlayışını da içine çekti; Münih sanatın “underground” şehri oldu. Deneysel sanat doruk noktadaydı, Performans, Fluksus, Environment Aktivitelerinden çok etkilenmiştim. Klasik sanat anlayışı alt üst olmuştu. “Hair” Muzikali’nin Galası Münih’te yapıldı. Ben dahil olmak üzere Mac Zimmermann öğrencileri “Thater an der Briennerstrasse’nin Fuayesini yerden tavana kadar kendi düşlerimiz ile resimledik. Kendimi cok şanslı hissediyordum, dünya çapında bir olayın içinde olmak muhteşem bir his verdi bana. Sizinle aynı dönemde yetişmiş birçok Türk sanatçısı eğitimleri için tercihlerini Paris’ ten yana kullanırken sizi Almanya’ya iten neydi? Mac Zimmermann’dı beni Münih Akademisine çeken.. Onun sanatına lise dönemimde hayrandım ve onun yanında, atölyesinde eğitim almak istiyordum. O dönemlerde lise arkadaşlarımın Sürrealizmden ya da resim ekollerinden haberleri bile yoktu. Paris bana o dönem ilginç gelmiyordu; Almanya 69’larda Avusturya, Fransa, İtalya, İngiltere, Macaristan’dan gelen sanatcılarla kaynıyordu. Sanat uğruna aklınıza gelen herşey yapılıyordu özellikle Münih Avrupa’da çağdaş sanatın merkeziydi. Burada herşey sorgulanıp yeniden yaratılıyordu. Belki de bu dönem benim Bütünsel Sanat yapmamın temel taşını koydu. Bir dönem Prof. Zimmermann’nın asistanlığını da yaptınız. Kendisiyle aranız nasıldı? Zimmermann örnek aldığım ve çok şeyler öğrendiğim ustamdı, ancak bir dönem sonra kendisiyle ciddi sanatsal tartışmalara giriyorduk. İki olay beni şaşırtmıştı: birincisi onunla her zaman aynı fikirde olmamama ve zıt düşmeme rağmen bana Master öğrenci ünvanını vermesi ve diplomamı aldıktan sonra Münih Akademisi’nde kendisinin resmi asistanı olmamı rica etmesi. Bu çok onur verici bir teklifti çünkü oradakı sistemle buradaki Akademik kariyer sistemi birbiriyle mukayese edilmez. Master öğrenci, Asistan gibi ünvanlar Münih Akademisi’nde dersini iyi çalıştın diye verilmez. Daha sonra ölümüne kadar arkadaş kaldık. Ondan çok şeyler öğrendim; meslek haysiyeti ve sanatımı cesaret, sorumluluk ve dürüstlükle icra etmeyi. Geriye baktığımda bunu gururla taşıyabildiğimi, yerine getirdiğimi görüyorum. Günün hangi saatlerinde ve nasıl bir ortamda yaratmaktan hoşlanırsınız? Aslında 24 saat sanat yaşayan ve yaratan bir kişiliğe sahibim. Dingin huzurlu bir ortam ve özellikle deniz benim için çok önemli; Her zaman denizde, en azından bir su kenarında olmayı yeğlemişimdir. Atölyelerimi de ona göre seçtim. Örneğin İstanbul’daki atölyem bir yalıda, Münih’teki bir göl kenarında, Bodrum’da ise denize tepeden bakan bir konumda ve tabi ki teknemde bir nevi atölye sayılır, orada “tekne boyutu” dediğim küçük formatlarda Aquarell çalışmaları yapıyorum yada çok daha büyük formatlarda vizyonlar kurguluyorum. Anlayacağınız tekne’de bile tatil yapmıyorum, rüyalarımda bile kendimi sanatsal düşlerimden arındıramıyorum. Bir resim ya da heykel yapmaya başladığınızda kafanızda ne yaratacağınıza dair net bir fikir var mıdır? Çoğu zaman yoktur. Bir nevi Meditasyon olarak düşünebilirsiniz çalışma tarzımı, mantığın ulaşamadığı derinliklerden gelir düşler; doğa gibidir, bir çiçek hangi renk kompozisyonuna bürüneceğini önceden “düşünmediği” gibi... Hayaller dünyasının ve doğanın kendi mantığı vardır Bu “Evrensel Mantıktır” buna matematikçilerin fizikçilerin ve benzer düşünürlerin kafası ermez. Bir eserinizin bittiğine nasıl karar verirsiniz? Bitmesine bir nuans, bir nefes kala. Türk resim ve heykel sanatının şu anki konumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Resim ve heykel sanatının konumu maalesef Türkiye’nin kültür politikası açısından son dönemlerde doğru algılanıp değerlendirilemedi. Demek istediğimin en güzel özetini Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri veriyor: “Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en kat’î delilidir. Bunda muvaffak olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün muvaffakiyetlerine rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır” Hangi yolda devam etmek istediğimize artık karar vermeliyiz.
Sizce primitif sanat ve modern sanat arasındaki benzerlikler nelerdir? Primitif sanat, modern sanat için ilham kaynağı olmuştur, bunun en önemli nedeni primitif sanat içgüdüseldir, dürüsttür, dekorasyon amacı taşımaz. Gençlerin sanata daha çok ilgi göstermeleri için neler yapılabilir? Neler yapılamaz ki; Artık “Müze Pedagojisi” diye bir kavram vardır çocuklara yönelik özel metodlarla eğitim veren uzmanların tüm ilkokullarda yer alması gerekir. Müzemizde ilköğrenim çağı çocuklarına yönelik bu metodu uygulayacağız. Geçtiğimiz sene Kuzey Amerika’daki Montana Devlet Üniversitesi’nin davetlisi oldunuz. Montana’da günleriniz nasıl geçti? Mükemmeldi, bambaşka bir doğa; Yellow Stone Park, bizonlar, kurtlar, geyikler. Büyüleyici ve mistik. Kızılderili ve şamanlar çocukluğumdan beri ilgimi çekmiştir. İginç bir anektodumu anlatayım: Montana Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencileri için bir sene önceden vermiş olduğum workshop programımın başlığı ve teması “Ateşten Doğan” idi. Montanaya ucuşumdan birkaç gün önce fakülteden beni aradılar ve dediler ki “Montana son yılların en büyük orman yangınlarından birini yaşıyor, konuyu değiştirebilir miyiz?”. Ben de bilakis başlığın böyle kalmasını doğru bulduğumu söyledim ve öğrencilerle çok verimli bir çalışma yaptık ve çok başarılı bir sergi açıldı. Bu arada ben de “Ateşten Doğan” isimli bir dizi obje ürettim. Bu eserler, başlangıcı Üniversitenin galerisinde olmak üzere, 2 sene süren bir ABD sergi turnesine çıktı. Bodrum’a yerleşmeye nasıl karar verdiniz? Bodruma uzun senelerdir gönül bağım vardı, ancak Bodruma hep denizden uğruyordum karayı daha yeni keşfettim sayılır. Anlıyacağınız “karaya vurdum” ve eşimle burada tanıştım. Bu karşılaşma Bodruma yerleşme kararımı hızlandırdı ve artık Bodrum’dayız. Şu anki projeleriniz arasında neler var? Evvela Müzemizin oturmasını, tanınmasını ve programın yürürlüğe konulmasını sağlıyacagız. Daha sonra vazgeçemediğim, ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın sözünü yerine getirmemesinden dolayı, henüz gercekleşmeyen “İstanbul’un Heykel Sokağı” isimli projemin tekrar gündeme gelip gercekleşmesi için elimden geleni yapacağım. Sırada Marcel Proust’un anketinden yola çıkarak hazırladığımız sorular var. Sık sık kullandığınız biz sözcük var mı? Varsa nedir? Muhteşem En büyük lüksünüz nedir? Deniz ve Doğa Şu anki ruh haliniz nasıl? Muhteşem Karakterinizin en belirgin özelliği nedir? Başkaları inatçılık desede ben kararlılık diyorum. En sevdiğiniz yazar kim? Tagore Ender Güzey’e bu yoğun temposuna rağmen bizlere zaman ayırdığı için bir kez daha teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Başka bir online sohbette görüşene kadar, New York’tan sevgilerle Rana Solaker
Ender Güzey Bütünsel Bodrum Müzesinden Fotoğraflar 

|