Sportif, Şehirli ve Üstüne Üstlük İddalı… Şehirli kadınlar işe giderler, yorulurlar; bazen iş çıkışı ahbaplarla bir iki kadeh içmeye giderler, ya da sıklıkla yemek yemeğe, alışverişe veya sadece mağaza gezmeye: Biz bunlara kısaca “Sosyal aktiviteler” deriz.. Arada tiyatro, sinema ve konser; sanat galerileri açılışları ya da resim kursları, heykel atölyeleri de olabilir: Bunun adı da “Sanatsal aktiviteler”dir. Ve aslında bir grup şehirli kadının –ben de dahil- bu ikisi dışında yapmaktan en keyif aldıkları, alışıp asla vazgeçemedikleri şeyse bambaşka bir şeydir: “Sportif aktiviteler”!
Ben ve benim gibi diğer şehirli hatun kişiler bu aktiviteleri gerçekleştirmek adına çeşit çeşit isimle anılan spor klüplerine ya da salonlarına hep beraber yıllardır gideriz “….. International”, “……. Center”, “……. Sports Clup”, vs… Amaç fit olmak, fit kalmaktır: atletik görünmek, kilolardan kurtulmaktır.. Kimisi kocaya hoş görünmek, kimi sevgiliye cazip kalmak, kimi de sevgili veya koca bulmak, yeni insanlarla tanışmak, aynı şeylerden keyif alanlarla aynı ortamda bulunmak, şık tayyörlerimizin içine rahatça sığışabilmek adına gider buralara.. Amaç, hoş-atletik-güzel adamlar ve kadınlar görmektir etrafta.. Belki de günlük hayatta görmediğimiz bir sürü değişik tipi ve farklı cinsiyetleri ve farklı kimlikleri buralarda birarada görürüz! Keyif alırız, direniriz, motive oluruz, ter döker, yarışır veya yarıştırırız.. Ama spor salonlarından asla vazgeçmeyiz. Şehirli, bakımlı, kariyer sahibi bir kadın olmanın X. kuralı budur: Spor salonuna üye olmak!  İlk spor salonuna teşrifim yaklaşık 14 yıl önceye tekabül eder: Yıl 1993. ODTÜ yıllarım başlamış, 18 yaşında hoş bir genç kız modunda farklı bir şehirde ve ortamda dolanırken bulurum kendimi önce.. Sporu severim ezelden zaten, sporcuyumdur: lisanslı voleybolcuyum, lisanssız yüzücü ve atletimdir bendeniz! Okulda kortlarla tanış oluruz ilkin, raketleri ele alır sahaya çıkarız sonra sonra.. Aşkımız tenisçidir. Beraber hem tenisi öğrenir hem birbirimizi keşfederiz. İlk kapalı kort tecrübemizi toprak kort sonrası, sert kort öncesi spor salonunun içinde konumlandırılmış kapalı mekanda ediniriz. Basketbola aşık olur, sahalarda antreman yaparken hava soğuyunca kapalı spor salonunda buluruz kendimizi. Sonraki aşkımızsa basketbolcudur, haliyle. Okulun spor salonunda salona üyelik anlamında “milli” oluruz.. Kariyerimiz boyunca daha nice klüplere girip çıkacağız; ama okulun spor salonu ilk göz ağrımızdır.. Bu arada yazın okula, üstü açık, yarı olimpik bir havuz inşa edilir, tüm yazımızı “yaz okuluna” diyerekten havuz şezlonglarında güneşlenerek geçiririz. Yüzme bilmeyen arkadaşlara yüzme öğretir, arada artistik atlama hareketleriyle pozlar verir ve birer marsık oluncaya kadar güneş altında keyif çatarız.. Lisanssız yaptığımız spor dalında ilerleme kaydeder, millilerle aşık atarız! Kapalı yüzme havuzlarıyla tanışmamızda bu döneme denk gelir hemen hemen.. Zaman geçer, okul biter, iş hayatına dalarız balıklama.. Döpiyes takım giymeyi reddetsek de, şık giyinmeye çalışırız. Çarşı gezmeleri hep siyah pantolon, ya da siyah boğazlı kazakla tamamlanır. Baktık olacak gibi değildir, en yukarıda sayılan sebeplerden sebep birer spor salonumuz olur hepimizin.. Önce fitness, nam-ı diğer aletli jimnastikle tanışılır.. Kardiyo, sonrası aerobic, olmadı step.. Step’e kalbim dayanmaz, nefesim yetmez; oradan yogaya, aikidoya ve en sonrasında da pilates’e kayılır. 14 yıllık spor salonu kariyerimde şimdilerde squash oynamakta ve bu konuda kendimi tamamen kaybetmiş bulunmaktayım: Sıkı iş tempoma, yoğunluğuma ve toplantılarıma, ve eğitimlerime ve denetimlerime rağmen yaklaşık üç aydır düzenli bir şekilde haftada üç gün kırkbeşer dakikadan telef olmaktayım.. Şehirli, aktif, dinamik ve heyecanlı bayan arkadaşlara duyurulur. Spor salonu insanda alışkanlık yapar, kurtulamaz aksine dostlarınızı da sürüklersiniz. Bir daldınız mı bir daha yüzeye çıkamazsınız.. Ama biliyor musunuz? Pek iyi yaparsınız.. Pek iyi.. DiLaRa Şubat 2007 |