Yazdır
PDF

Neden Yapmıyorsun? Bölüm II

Yazar // Rana Solaker

Evet Neden Yapmıyorsun köşemizin ikinci bölümüne hoşgeldiniz.

Yeni Neden Yapmıyorsun'lara hazırsanız başlıyoruz.

1-Neden hala tatile gidemediysen hindistan cevizi kokulu sabunlar, şampuanlar kullanarak tatili kendine getirmiyorsun? Hindistan cevizi kokusunu sevmiyorsan beğendiğin herhangi bir tropik meyvenin özünü içeren ürünler de kullanabilirsin? Benim favorim Carol's Daughter'dan Black Vanilla saç kremi.

2-Neden pesto sos yapmayı öğrenmiyorsun? Anavatanı İtalya olan ve yaza olağanüstü bir şekilde yakışan bu fesleğenli sos yaptığın makarnalara, sandviçlere ekstra bir lezzet katacak. Nasıl yapacağını bu linkten öğrenebilirsin. http://bit.ly/kLXeCd

 

3-Neden kız arkadaşlarını bir Cumartesi ya da Pazar evine davet edip Spa Partisi düzenlemiyorsun? Davetli olan herkes yanında cilt maskelerini, kremlerini, en sevdiği ojelerini getirsin. CD Çalarınıza hoşunuza giden bir müzik koyun ve Spa ruhuna son derece uygun yeşil çaylarınız eşliğinde cildinizi şımartın. Spa Partisini aşağıdaki fotoğrafta olduğu gibi evlenecek bir arkadaşın için de düzenleyebilirsin.

 

4-Neden dünya sinemasının önde gelen örnekleriyle kendini uzak diyarlara heyecanlı bir yolculuğa çıkarmıyorsun? Tavsiyelerim bir Güney Kore filmi olan "Spring, Summer, Fall, Winter … and Spring", Akira Kurosawa'nın Japonca olmayan ilk filmi "Dersu Uzala", pesto soslu makarnanla süper gidecek olan İtalyan filmi "Bread and Tulips".

5-Neden kendine beğendiğin güzel bir defter alıp onu Rüyalar Defteri'n haline getirmiyorsun? Uyanır uyanmaz bütün rüyalarını kaydedeceğin bu defter sayesinde bilinçaltına doğru keyifli bir yolculuğa çıkabilirsin. Hazır bu deftere başlamışken Carl Jung ve Sigmund Freud' un rüyalar hakkındaki kitaplarıyla kendini bilinçaltının sana verdiği mesajlar konusunda daha da eğitebilirsin.

Rehber

Evet Neden Yapmıyorsun köşemizin ikinci bölümüne hoşgeldiniz.Yeni Neden Yapmıyorsun'lara hazırsanız başlıyoruz.1-Neden hala tatile gidemediysen hindistan cevizi kokulu sabunlar, şampuanlar kullanarak tatili kendine getirmiyorsun? Hindistan cevizi kokusunu sevmiyorsan beğendiğin herhangi bir tropik meyvenin özünü içeren ürünler de kullanabilirsin? Benim favorim Carol's Daughter'dan Black Vanilla saç kremi. 2-Neden pesto sos yapmayı öğrenmiyorsun? Anavatanı İtalya olan ve yaza olağanüstü bir şekilde yakışan bu fesleğenli sos yaptığın makarnalara, sandviçlere ekstra bir lezzet katacak. Nasıl yapacağını bu linkten öğrenebilirsin. http://bit.ly/kLXeCd   3-Neden kız arkadaşlarını bir Cumartesi ya da Pazar evine davet edip Spa Partisi düzenlemiyorsun? Davetli olan herkes yanında cilt maskelerini, kremlerini, en sevdiği ojelerini getirsin. CD Çalarınıza hoşunuza giden bir müzik koyun ve Spa ruhuna son derece uygun yeşil çaylarınız eşliğinde cildinizi şımartın. Spa Partisini aşağıdaki fotoğrafta olduğu gibi evlenecek bir arkadaşın için de düzenleyebilirsin.   4-Neden dünya sinemasının önde gelen örnekleriyle kendini uzak diyarlara heyecanlı bir yolculuğa çıkarmıyorsun? Tavsiyelerim bir Güney Kore filmi olan "Spring, Summer, Fall, Winter … and Spring", Akira Kurosawa'nın Japonca olmayan ilk filmi "Dersu Uzala", pesto soslu makarnanla süper gidecek olan İtalyan filmi "Bread and Tulips". 5-Neden kendine beğendiğin güzel bir defter alıp onu Rüyalar Defteri'n haline getirmiyorsun? Uyanır uyanmaz bütün rüyalarını kaydedeceğin bu defter sayesinde bilinçaltına doğru keyifli bir yolculuğa çıkabilirsin. Hazır bu deftere başlamışken Carl Jung ve Sigmund Freud' un rüyalar hakkındaki kitaplarıyla kendini bilinçaltının sana verdiği mesajlar konusunda daha da eğitebilirsin.
Battery Park City New York, New York. Sayısız filme şarkıya konu olmuş Amerika’nın bu hiç uyumayan Büyük Elma’sı benim tam 12 sene boyunca evimdi. Oraya sadece turist olarak gitmiş olan New York sevdalılarına inanılmaz gelecek belki ama New York’la olan ilişkimiz kesinlikle ilk görüşte aşk değildi.İlk adım attığımda bana fütüristik bir karabasan hissi veren New York’a ancak aylar sonra yavaş yavaş ısınabildim. New York a alışmamı sağlayan faktör ne şehrin efsanevi dinamizmiydi ne de dünyanın nabzını tutan  o pek cüretkar havası. New York’u sevmeye başlamamın bir tek nedeni vardı : Battery Park City. Önceleri sadece ziyaretçi olarak uzaktan uzaktan sevdiğim bu semte taşınmamla birlikte dünyalar benim oldu. Artık sevgili Battery Park City sayesinde New York’u sevmeye hazırdım.    Manhattan'ın güney ucunda, bir zamanların World Trade Center'ının hemen yanında yer alan  Battery Park City’de post-modern mimarinin başarılı örneklerini görmeniz mümkündür.   Hudson River’ın tam yanına konumlanmış olan Battery Park City açık havada spor yapmak isteyenler için adeta bir cennettir. Hava şartları ne olursa olsun bu semti ziyaret ettiğiniz herhangi bir gün yanınızda ya koşan, ya bisiklete binen, ya da rollerblade yapan birileri mutlaka olacaktır. İster spor yapanlar kervanına siz de katılın isterseniz de salına salına yürüyün bütün aktivitelerinizi süper bir manzara eşliğinde yapacaksınız.  Bir yandan karşınızda dünyanın en ünlü heykellerinden biri Özgürlük Anıtı öte yandan karşıdan size göz kırpan New York’un hep ihmal edilen üvey kardeşi New Jersey... manzaranın sizi büyüleyeceğine emin olabilirsiniz.       Özgürlük Anıtı’nı uzaktan görmek bana yetmez diyorsanız Battery Park’taki yolcu teknelerine binip heykeli yakından inceleyebilirsiniz. Yine Battery Park’tan kalkan teknelerle bir zamanlar göçmenlerin adası olan Ellis Adası Müzesi’ni de ziyaret edebilirsiniz. Battery Park’ın yakınında olan başka ilginç yerler arasında Amerikan Yerlileri Ulusal Müzesi ve tabii ki New York Borsası’nın yeraldığı Wall Street de var. Battery Park yürüme mesafesiyle sadece 15 dakika uzaklıkta olan tarihi liman South Street Seaport da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Ama biz yine Battery Park City’e geri dönelim. World Financial Center’a doğru yürüdüğünüzde semt karşınıza sürpriz olarak çok şirin bir marina çıkartacak. Yılın her zamanı birbirinden güzel teknelerin demir attığı marinanın civarında ziyaretçilerini bekleyen cafeler restorantlar var. Benim tercihim her zaman  için SouthWest NY’dır. http://www.southwestny.com. Özellikle brunch’ını şiddetle tavsiye ederim. Yeme konusunda başka bir tavsiyem ise Amerikan simiti olarak da adlandırabileceğimiz bagel’ı en güzel yapan yerlerden biri olan Pick a Bagel. http://orderpickabagel.com/locations/pick-a-bagel/default.html. Favorim her zaman susamlı bagel’ın içine yaptırdığım ince soğan dilimleriyle süslenmiş somonların beni beklediği bagel olmuştur. Siz de benim sık sık yaptığım gibi Pick a Bagel’dan bagelınızı, bu dükkanın hemen yakınındaki Starbucks’tan da kahvenizi alıp marinanın tam karşısında belediyenin sizler için tahsis ettiği sandalyelere oturup Battery Park City’in keyfini çıkarabilirsiniz. Semtin sevimli sincaplarını da beslemeyi unutmayın.   Başka bir New York semtinde görüşene kadar, hoşçakalın. Rana Solaker
Harper's Bazaar ve Vogue'un efsanevi editörü Diana Vreeland takık olduğum stil ikonlarından biridir. Bu yazı Vreeland'in Harper's Bazaar için kaleme aldığı efsanevi"Why Don't You?" (Neden Yapmıyorsun? )köşesine ithafen yazılmış olup devamı gelecektir. Malum Karakter A'nın mottosu Herkes İçin Stil o yüzden de benim önerilerim Vreeland'inkiler kadar uçuk ve koket olmayacak. Hazırsanız başlıyoruz.1-Neden bu güzel yaz günlerini yeni bir yazarı keşfederek geçirmiyorsun? Eğer daha önce kitaplarıyla tanışmadıysan hayatına Banana Yoshimoto'yu sokmanın tam zamanı. NP ve Amrita özellikle tavsiye edilir. Yoshimoto'nun kitaplarına buradan ulaşabilirsin. http://www.pandora.com.tr/yazar/banana-yoshimoto/21525   2-Neden yakın bir arkadaşına özene bezene bir mektup yazmıyorsun? .İçinde bulunduğumuz bu internet çağında senden alacağı şahane bir mektubun onu nasıl şaşırtacağını bir düşün ve hemen kaleme kağıda sarıl.   3-Neden yaz gecelerinin bazılarını içinden yaz geçen filmlerle geçirmiyorsun? Önerilerim Marilyn Monroe'lu The Seven Year Itch , eski bir sörfçü olarak tekrar tekrar seyrettiğim-gerçi filmde dalga sörfü yapıyorlar ama çaktırmayın-Blue Crush, ve The Sisterhood of the Traveling Pants.   4-Neden bugünden başlayarak, gözüne kestirdiğin bir ağacın fotoğrafını 365 gün boyunca çekerek ağacın o müthiş değişimine tanık olmuyorsun?   5-Neden Paella yapmasını öğrenip sevdiklerine bir deniz ziyafeti çekmiyorsun?      
        "Konuşmamız gerek" dedi.. İçinde gereklilik kipi olan herşey beni telaşa düşürür. "Ne var canım, konuşuruz.. Ama bence yormayalım, daraltmayalım birbirimizi, uzun konulara girmeyelim" dedim. Yanıtı kısaydı.." konuşmalıyız.." Aklımı, mantığımı ardıma alarak girmişim yoluna. Bir mızıka eşliğinde dolaşıyorum sapaklarında. İçimdeki tüm "acaba"ların üstüne çizik atmışım. Tenini zorlamadan, hayatına teğet geçerek yaşıyorum yamacında..Şimdi neyi konuşmamız gerek.. gerçekleri mi? Bana herşeyden bahsedebilirsin.. Kulağıma fısılda masalları, efsaneleri, hayalleri.. Ama bana gerçekleri anlatma. Gerçekler yüksek seslidir, ben daha sakin şeylere meyilliyim. Bana anlatma ne olduğumuzu, yaşayacağımız olasılıkların kurgularını.. Şimdi sadece şu anı yaşasak.. Rüya gibi bir an.. Uzanmışız yeşil çimlere, üzerimizden serin, hevesli bir rüzgar geçmekte.. Benim yıldız takımımı gösteriyorum sana, senin yıldızın hiç olmamış. Hangi yıldız senin olsun onu seçiyoruz. Elini tutup parmağınla işaretliyorum, içine siniyor hemen, "evet bu üçlü benim olmalı" diyorsun.. Ruhumun en parlak yerlerini sana parselliyorum o anda.. Hem yıldız sahibi oluyorsun, hem içimde istihdam alanları aralanıyor sana.. Gözlerimi dünyaya kapatıp öpüyorum seni. Sahi su gibi seni öpmek, hani böyle serin ve ucu bucağı yok. Su gibi, öyle işte, tanımsız..Öyle bir anki.. uyuyabilecek kadar hafif, terine karışabilecek kadar heyecanlı.. "Ama.. " diyorsun, susturuyorum seni. "Sana herşeyin sözünü verebilirim, korktuklarının başına gelmeyeceğini vaadedebilirim.. Bir tek gerçeğine ortak olamam. Bırak bilmeyim.." diyorum, susuyorsun.Ve uyuyoruz, büyülü bir mızıka eşliğinde.. Mis kokulu bir sabaha uyanmak üzere.. Ahu Ayaşlılar
  Fonda “Edith Piaf – l’accordéoniste” çalıyordu… Belki de daha ciddi bir şeyler… Sabahın erken saatlerinde turist kalabalığından kurtulabilmek adına yollara attık kendimizi. Sıkıştırılmış programla en önemli yerler listemizi temizleyecektik bugün. Sırasıyla Louvre Müzesi, Sen Nehrinin kenarında bir yürüyüş, Eiffel Kulesi ve ardından güzel bir yemek için L’Entrecote!Her yerde bulabileceğiniz klasikleşen notlara inat öz gözümle gördüklerimi sizinle paylaşmak istiyorum;Louvre Müzesi’ne Napolyon’un evini olduğu gibi taşımışlar. Duvarlar dahil! Mutlaka görülmeli!     Napolyon’un yemek masasını görünce ilk aklıma gelen şey “Ne kadar bulaşık çıkıyordu acaba?!” olmuştu.     Şu tuvalet masasına bakınca, insanın oturup makyaj yapası geliyor, saatlerce saçını ayna karşısında tarayası geliyor, aynanın önüne şişe şişe parfümler dizesi geliyor değil mi?     Aşağıda gördüğünüz saat ise, ben tam önündeyken çalmaya başladı. Kendimi tarihi bir ana şahit oluyormuş gibi hissettim ve hemen anı dondurdum! Kim bilir ne kadar uzun zaman, hangi anlara tanıklık ederek çaldı bu saat…     Floransalı Giovanni Socci’nin Transformer mobilyasını görmeden müzeden ayrılmayın. Bu özel parça da Napolyon’un evinde tabi ki!   Louvre’un en güzel kısımlarından biri bahçesi bence. Bahçenin göbeğindeki havuzda çocuklar yelkenlilerini yarıştırıyorlardı.Çok keyifli ve huzurlu bir andı. Oturup onları izlemek, arkamızda akordeon çalan amcanın eşliğinde huzura dalmak ve biraz ileriden kokusu gelen churroların hayalini kurmak…     Havuzun tam karşısında bulunan dönmedolap ve altındaki küçük panayır alanı oldukça keyifli.Mutlaka gidip churros denemelisiniz! Ayrıca koskocaman pamuk helvaların yapıldığı bir yer var, elinizde balon gibi pembe pamuk helvalar taşımak isterseniz mutlaka uğrayın! Louvre’dan Eiffel’e yürümek biraz iddialı bir karar olmuş bunu sonradan anladık, ancak yürürken çok çok güzel caddeler, apartmanlar ve küçük dükkanlar keşfettik. O sebeple yürümenizi tavsiye edebilirim.     Eiffel’e ulaştığımızda akşamüzeri olmuştu. Resimlerin griliği havadan mı yoksa Paris’in kendi griliğinden mi bilmem, ama içimi karartsa da bu renk bu şehre çok yakışıyor. Bunu, Eiffel Kulesi’ne çıktığınızda daha iyi anlıyorsunuz.     Paris’e gelip de Cafe de Paris soslu bonfile yememek olmaz! Bunu yapacaksanız da en iyisinde yapmalısınız. Champs Elysee’de bulunan L’Entrecote de Paris dünyaca ünlü mütevazi bir restoran. Ev yapımı şarabı, minicik masaları ve enfes Cafe de Paris sosu… Hani hiç bitmesin istersiniz ya, işte aynen öyle…     Part III’de görüşmek üzere…İstanbul’dan SevgilerleÖzüm Kasapoğlu
Kathmandu – Chitwan – Pokhara - Sarangot gezi notlarım... Dünya haritası´nda tam olarak nerede olduğu dahi pek çok kişi tarafından bilinmeyen Nepal´e neden gittiğimi sorgulayabilirsiniz. Değişik kültürler görme merakı, ülkenin fotoğrafik açıdan zenginliği ve birbirine benzeyen Avrupa ülkelerinden tamamiyle farklı bir yere gitme isteği, bu yolculuğu doğurdu. Umarım, yazımı okuduktan sonra benim Nepal´e giderken duyduğum heyecanı siz de hissedebilir, ve bir sonraki tatilinizi Nepal´e giderek değerlendirirsiniz.   Nepal´e dair biraz harita bilgisi vererek yazıma devam ediyorum. Nepal, Orta Asya´da Hindistan ile Çin arasında kalmış, kuzeyinde Himalayalar´ın yükseldiği, yaklaşık 29 milyon´luk nüfusa sahip, başkenti Katmandu olan bağımsız bir ülke. Türkiye´den zaman  olarak 3 saat 45 dakika ileride. Ülkede kullanılan para birimi, Nepal rupisi. Burada bulunduğum dönemde, 10-21 Kasım tarihleri arasında 70 rupi, 1 dolara tekabül ediyordu. Para konusuna gelince, pazarlığın çok yoğun olarak yapıldığı ülkeler arasında sayılabilir Nepal. 3,500 rupi para biçilen North Face markalı trekking ayakkabısını rahatlıkla 1,500 rupi´ye dahi alabilirsiniz. Asla size verilen ilk fiyattan alışverişinizi yapmayın derim. Bir noktadan sonra 200-300 rupi´lik ürünler için de pazarlık yapma isteği doğabilir içinize, bu duyguya yenik düşmeyin o kadar da. Dünyanın en fakir ülkeleri arasında gösterilen Nepal´de kişi başına düşen milli gelir 240 dolar civarında. Bu nedenle yaptığınız her alışverişin onlara katkısının çok anlamlı olacağını da düşünerek pazarlık yapmaktan vazgeçebilirsiniz...Ülkeye girdiğiniz andan itibaren Nepal halkının ne zor koşullarda yaşadıklarını gözlerinizle göreceksiniz..Ve Türkiye´ye döndüğünüzde ne trafikten, ne kirlilikten, ne de yoğunluktan şikayet edemeyecek raddeye gelebilirsiniz :) Ülkede Nepalce, Sanskritçe ve Moğolca konuşuluyor. Aklımda kalan Nepalce kelimelerden en önemlisi, ‘Namaste’. Genelde selamlama anlamına gelen Namaste, orada bulunduğum sürece herşey anlamına gelecek şekilde de kullandım. Merhaba, günaydın, teşekkürler, iyi akşamlar niyetine, Nepal halkı´nın fotoğraflarını çekerken izin mahiyetinde, pazarlık yaparken sevimlilik amaçlı vb. pek çok yerde çok sık kullandığım bir kelime. Namaste haricinde akılda kalıcı olan diğer kelime ise  ‘yavaş yavaş’ anlamına gelen ‘Bistare bistare’. Ülkede herşey çok sakince ve çok yavaşça yapılıyor. Hinduizm dininin ve Budizm felsefesinin getirdiği bir dinginlik ve sakinlik hakim ülkede. Nüfusun büyük bir bölümü Hinduizm taraftarı olup, %5´lik kısmı ise Budist. Ülke´de az da olsa Müslümanlık da mevcut.Nepal´i ziyaret etmek için en iyi aylar; Ekim-Kasım ve Mart-Nisan arası. Geriye kalan dönemlerde ülke muson yağmurlarına maruz kaldığından tavsiye edilmiyor. Gitmeden önce herhangibir aşı yaptırmanıza gerek yok, ancak evhamlı bir yapıya sahipseniz ortalık oldukça pis, tozlu, etrafta maymunlar ve fareler rahatlıkla gezebiliyor. Otellerde kesinlikle kar beyazı çarşaf ve havlu beklentisi içine girmeyin. Eğer dilerseniz yanınızda bu tür şeyleri götürebilirsiniz. Ama şunu ekleyebilirim 2-3 günden sonra ortama adapte olup, yere düşürdüğünüz birşeyi dezenfekte etmeden kullanmaya başlıyorsunuz. Şunu da eklemem gerekiyor bu arada: Kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı herkes, ortalığın çok fazla tozlu olması nedeniyle boğazlarını temizlemek amaçlı sesli bir şekilde öksürüp yerlere tükürüyorlar, bu oldukça doğal bir davranış onlar için. Nepal´de yiyecek ve içecek konusuna değinmek gerekirse; kesinlikle sokakta satılan açık yiyecek ve içeceklerden almamanızı tavsiye ederim. Restoranlarında da genelde damak tadınıza yakın olacak lezzetler bulabilirsiniz. Hint, Çin, Japon ve Meksika yemekleri bulunabilir. En tehlikesiz, en lezzetli ve mideyi rahatsız etmeyen yemek, ‘sizzler’, bunun tavuklu, etli ve vejeteryan versiyonları var, kesinlikle tavsiye ederim. Restoranlarda ayrıca her öğün yiyebileceğiniz ve sarımsaklı ekmek ile servis edilen vejeteryan çorbayı kesinlikle denemelisiniz.Bir de buraya ait yerel bir yiyecek var, ismi: ‘Momo’. Bizim Kayseri mantısına benzeyen bir yiyecek, bunun da sebzelisi ya da etlisi olabiliyor. Tadı oldukça güzel, denemenizi tavsiye ederim.Tek sorun sabah kahvaltıları...Otellerin kahvaltı tabağında sadece omlet ve baharatlı patates servis ediyorlar. Türk kahvaltılarını özletecek lezzetteler. Dilerseniz yanınızda peynir vb. yiyecekleri götürebilirsiniz, ya da şehirde bulunan Avrupa marketlerden de ihtiyaç duyduklarınızı satınalabilirsiniz. Katmandu´da tavsiye edebileceğim restoranlardan bir tanesi Thamel´de bulunan Dimelna Garden Restaurant. Hemen yakınında bulunan Sam´s Bar´da rock müzik dinleyerek ve yerel birası olan Everest ya da Gorkha marka birasını yudumlayarak gecenizi tamamlayabilirsiniz.Katmandu´ya ulaşım Gulf Havayolları ile Bahreyn aktarmalı ya da Qatar Havayolları ile Doha aktarmalı olarak yapılabilir. Uçağın iptali, gecikmesi sözkonusu olabilir, hertürlü aksiliklerin çıkabileceğini gözönüne almanızda fayda var, ancak bunların seyahatinizi daha da renklendireceğini söyleyebilirim dönüş uçağı iptal olan birisi olarak. Son olarak ayrıca ülkede olan su ve elekrik sıkıntısına değinmek istiyorum. Sıcak su bulmakta zorlanabilirsiniz, akşam 6´dan sonra da elektrik kesintileri, devreye giren jeneratörlerin sesi, mum ışığı ile aydınlanma doğal hayatın bir parçası. Nepal´e giderken defter, kalem, silgi, kıyafet, şeker, çikolata vb. ürünleri sokaklardaki çocuklara vermek üzere yanınızda götürebilirsiniz. Nepal´de görülmesini tavsiye edeceğim yerler şöyle: 1-Katmandu -Durbar meydanı; Tanrıça Kumari Chow, Kasthamandap tapınağı 2-Patan 3-Bhaktapur; Changu Narayan Tapınağı 4-Pashupatinath; ölü yakma ayinlerini yakından izleyebilirsiniz. 5-Swayambunath 6-Boudnath Stupa Katmandu´da iken Everest uçuşu kesinlikle tavsiye ederim. Himalayalar´ın çok yakınına kadar gelemiyorsunuz ama hava çok netse, Everest zirvesini uzaktan da olsa görmek, kesinlikle değer. Chitwan Milli Parkı –Katmandu´dan sadece 150 km uzakltıkta olup, otobüs ile 5-6 saatinizi alabilecek bir yolculukla ulaşabileceğiniz, nehir kenarında, 1964 yılı´nda Mill Park olarak düzenlenmiş bir yer. Katmandu´nun hengamesinden sonra gerçekten sessizliğin ve doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Burada sabahın erken saatlerinde kalkıp Rapti nehri´nde bot gezisi ve gün içerisinde de yaklaşık 2 saat süren ve orman içinde fil safari yapmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Farklı hayvanlar görme şansımız olmadı malesef ama o anı yaşamak bile zevkliydi. Hatırladığım en ilginç şey ‘küstüm çiçeği’ oldu. Dokununca yapraklarını kapatıyor, belli bir sure sonra yeniden kendine geliyor..   Pokhara –Chitwan´dan 150 km uzaklıkta, ulaşımın 5-6 saati bulduğu, Himalayalar´ın Annapurna eteklerinde, Fewa gölü kenarında bulunan bir kasaba. Gölün ortasında yer alan Barahi Mandir Tapınağı, görülmeye değer. Pokhara´ya gitmişken masaj yaptırmadan dönmeyin derim her ne kadar çok hijyenik bir ortam yaratılmasa da. Akşamları da rock müzik yapan Nepal´li müzik gruplarını dinleyerek yerel biranızı içebilirsiniz, en geç 23:00´de müzik sona erdiğinden çok uykusuz da kalmazsanız.Eğer trekking yapmayı seviyorsanız, gölün kenarından başlayarak, 1,592 metre yükseklikte bulunan Sarangot adlı köye yürüyebilirsiniz. Toplam 10 km, 3-4 saat sürebiliyor. Ancak yolun çoğunluğunun patika olmadığını, merdiven çıkar gibi tırmanış olduğunu eklemek isterim. Sarangot´a varıldığında da bir gece köyde konaklayıp, ertesi gün erkenden kalkıp güneşin doğuşunu izleyebilirsiniz. Pokhara´ya geri dönmek için 3 alternatif var; yeniden yürümek, taksiye binmek ya da en zevklisi Paragliding yapmak.. Bunu kesinlikle denemelisiniz, eğer şanslıysanız Annapurna´ları da görebilirsiniz.   Sonuç olarak, eğer fotoğraf çekme tutkunuysanız – burası fotoğrafik açıdan tam bir cennet, yaklaşık 3,000 fotoğrafla geri döndüm. Yeni kültürleri ve dinleri tanımak isterseniz ve toz, pislik, fare benim için sorun değil diyorsanız, kesinlikle görmeye değer bir yer...Teşekkürler,Işıl Ataker
Okay I confess, when it comes to relationships I am monogamous but when it comes to cities I have two lovers. The one is the city that I was born and raised, Istanbul, the other one is the city that I have lived for 12 years, New York City. Hence you can count on my advice when the matter at hand is the Big Apple.Let’s say you are visiting New York City, but hey, with your luck it is raining like crazy. What to do on a rainy afternoon such as this one? If you want to find out continue reading the little list that I created for you:1-    Eating PB&J sandwiches at EJ's Luncheonette. I prefer the one that is located on the Upper East Side. The address is: 1271 Third Ave., New York, NY 10021.     2-    Visiting Strand Book Store. If you are a book worm like me you are going to go nuts in this place. At Strand you can find new books, old books, rare books, you got the picture. This place is a heaven for book lovers. http://www.strandbooks.com/     3-    Yes I know the movie was sort of cheesy, but if you want to have the best Hot Fudge Sundae ever, you should go to Serendipity. The address is: 225 East 60th Street between 2nd and 3rd Avenues New York, NY 10022. http://www.serendipity3.com/main.htm       4-    Shopping at Century 21, what else?  If you love bargains, and hey, who doesn’t, you are going to love this place. Century 21 is a department store that offers top designer brands at bargain prices. Once I found myself a gorgeous Moschino coat which was incredibly affordable. The address is: 22 Cortlandt Street New York, NY 10007 (bet. Church & Broadway).  http://www.c21stores.com/index.cfm     5- Sitting quietly at The Temple of Dendur wing of  The Metropolitan Museum of Art. In the midst of the hectic city this place isan amazingly peaceful spot with the views of Central Park outside. The address is: 1000 Fifth Avenue at 82nd StreetNew York, New York 10028-0198 http://www.metmuseum.org/toah/works-of-art/68.154    
Tatil promosyonu gibi attığım bu başlığın altında, kış ortasında yaptığım bir kaçamak yatıyor aslında. İyi müzik, iyi yemek ve iyi bir soluklanma yatıyor… Kendime yaptığım bu Şubat ayı promosyonu soğuk ama güneşli bir Paris gününde başladı. Lufthansa ile yapılan bir uçuş, Paris Dolmuşu ile yapılan bir transfer ve Concorde La Fayette’te yapılan bir konaklama… Bu üçlemeyi tavsiye eder miyim? Aktarma yapmayı sevmiyorsanız Lufthansa’yı tavsiye etmem ama eğer sizin için sorun değilse o halde güzel bir üçleme olduğunu söyleyebilirim. Her şeyden önce otel çok merkezi ve rahattı.Paris Dolmuşu ise size her konuda yardımcı olabilen gerçekten Paris’teki dolmuşunuz gibi. Paris’te Charles De Gaulle havalimanı şehir merkezine yaklaşık 30-40dk’lık bir mesafede bulunuyor.Eğer indi bindi yapmak ve daha fazla vakit kaybetmek istemiyorsanız Paris Dolmuşu sizi otelinizin kapısına kadar bırakıyor.Diğer ülkelere göre transfer burada biraz daha pahalı ve çoğu şirket sizi sadece şehir merkezine kadar götürüyor,otelinize bırakmıyor.Ama bu arkadaşlar sizi otelinize kadar bırakıyorlar.Bu açıdan oldukça memnun kaldım diyebilirim. Gelelim neler yaptık neler gördük kısmına… Paris’e ilk 12 yaşımdayken gitmiştim, hatırladığım şeyler de Disneyland ve Eiffell’den öteye gitmiyordu.  Ama şimdi yetişkin kalbi ve gözüyle daha farklı anılara sahibim.  

Site Bilgi

style-box color-templatecolor icon-users

Karakter A Sitesi ile gelişmeleri takip etmek istiyorum